12 Ekim 2012 Cuma

Kayısı Ağacı

ben bir kayısı ağacıyım
kırşehir’ in dinek bağından
küçücük bir ev önünde yaşarım yapayalnız
yılda bir çiçek açar
yılda bir kayısı veririm
avuç içi kadar.
yaz olur
bir kadın silkeler dallarımı
bir çocuk yerde bağırır güler
bense hoşnut olurum
hem zaten benim
ne söğütler gibi nezaketim vardır
ne kavaklar gibi gururum.
ben bir kayısı ağacıyım
kırşehir’ in dinek bağından
dinek bağında üç insan severim
bir çocuk
bir genç kadın
bir genç adam
benim kadar sessiz sedasız
benim kadar halim selim.
en güzel ay nisan ayı
toprak yumuşak yumuşak
en güzel ay nisan ayı
yağmur yağdı, çiçek açtı
bir hoş oldu içerim
en güzel ay nisan ayı
kavaklar uzakta upuzun
bir sağa, bir sola
başı döner kavakların
ben bir kayısı ağacı
başımda çiçeklerim.
ben bir kayısı ağacıyım
üç insan severim
bir çocuk
bir genç kadın
bir genç adam
çocuğun adı ahmet
kadının adı fatma
adamın adı ibrahim
ahmet küçük ve sarı
fatma tombul ve beyaz
ibrahim uzun ve narin
bir tek odaları var üçünün
toprak odanın bir tek penceresi.
ben bir kayısı ağacı
bazen eğilir bakarım odaya
yerde bir eski yatakla yorgan görürüm
duvarda bir eski kırık ayna
yerde bir eski kilim
bir eski hasır.
bir kayısı ağacı
bazen eğilir bakar odaya
çiçeklerinden utanır.
dün gece gaz yakmadılar
ayışığında gördüm üçünü
üçünün suratı asık
önce oturup
zeytin ekmek taze soğan yediler
sonra baktılar birbirlerinin gözüne
sonra esnediler.
gökyüzü bembeyazdı
gökyüzü çiçeklerimin renginde
gökyüzünde kavaklar.
fatma uzandı ibrahim’ in yanına
sağa döndü
tombul, beyaz yüzü pencerede
gözleri açık durdu sabaha kadar.
çiçeği önce kayısı döker
ben bir kayısı ağacıyım
döküyorum çiçeklerimi
yer beyaz beyaz
başım yeşil yeşil
kayısılarım memede.
haziran gelecek
güneş yakacaktır tepemi
kayısılarım balla, şekerle dolacaktır
ben bir kayısı ağacıyım
haziran gelecek
avuç içi kadar kayısılarım
ahmet’ in ekmeğine katık olacaktır.
ben bir kayısı ağacıyım
kötü bir düşüncedir almış beni
geçti bağları budama zamanı dedim
dedim ibrahim gene boşta
kesildi dedim ibrahim’ in yevmiye iki lirası
dedim çarşıda dört döner ibrahim
dedim ekmek parası
zeytin parası
gaz parası.
dedim insanlar
neden yaşatılmıyor
ağaçlar kadar olsun.

ben bir kayısı ağacı
fatma’ nın ibrahim’ in ahmet’ in
yumurtası şekeri eti
gittikçe artmakta kederim
günlerden pazartesi
gene geldi elinde çanta o şişman adam
şişman adam bir düşman gibi beni seyreder
ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim
durmuş ibrahim kapıda
yüzü dalgın ve sinirli
bakıyor eli çantalı şişman adama.
şişman adam uzattı gövdeme elini
pencereden korkmuş kuzular gibi baktı ahmet
büktü boynunu kuzular gibi.
ben bir kayısı ağacı
gövdemde sarı kağıt.
yol parasını verememiş ibrahim
verilmiş haciz kararı
yapmayın dedim
yılda bir çiçek açarım dedim
etmeyin dedim
ekmeğe katık oluyor kayısılarım dedim.
bir öğle vakti baktım
kavaklar uzakta upuzun
bir sağa bir sola.
ben kışlık odun
altı lira.


 İbrahim Abdülkadir Meriçboyu 1917-1985